Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Reklam

Gazete Torbalı

Kılı kırk yarmalıyız

Kılı kırk yarmalıyız

Son ikiyüz yıldır tüm dünyayı sömürgesi olarak kullanma alışkanlığını artırarak sürderen, Emperyal ve baskıcı dünya devletlerinin, acımasızca yapılan katliamlara, açlık ve sefalete sessiz kalırken, yaklaşık bir yıldır tüm dünyayı teslim almış, toplam ağırlığı bir gramı geçmeyen KORONO Virüs’e teslim olması ve acziyete düşmesi, dünya halklarının ve halkımızın mutlaka bir sonuca ulaşması kaçınılmazdır.

Artık, riyakarlığı ve vurdumduymazlığı bir tarafa bırakarak, sevgi ve barışın hakim olduğu bir Türkiye’nin inşa edilmesi için Şehit liderimiz Muhsin yazıcıoğlunun en büyük hayali olan, geniş bir Milli Mutabakat etrafında siyaseten birleşmenin zamanı gelmiştir

Osmanlının son ikiyüz yılında kaybedilen zihinsel alt yapımız, cumhuriyetin ilk 50 yılında kör topal tamir edilmeye çalışılsa da, kıbrıs barış harekatıyla başlayan sürecin sonunda, ülkenin sürüklendiği siyasi belirsizliklerin ve inatlaşmaların sonucunda 1980 ihtilali ile birlikte tamamen ortadan kalkmıştır.

Son 10 yıldır, verilen bazı uğraşlar ve gösterilen çabalar da aksine
birleştirme yerine siyasetin daha çok bozulmasına ve toplumun daha çok kamplaşmasına neden olmuştur.
Çok keskin ve ortak payda bırakmayacak kadar yaşanan siyasi ayrışma ister istemez zihniyet çatışmalarına neden olmuş ve dış politikada gösterilmesi gereken birlik ve beraberlik, siyasi inatlaşmalara kurban edilmiştir. Toplumumuzun büyük bir çoğunluğu riyakarlığa ve iki yüzlülüğe pirim verir hale gelmiştir.

Bu gerçekleri ülkeyi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların çok iyi görüp, ülkemizin menfaatleri üzerinde en azından dış politikada birlik mesajları vermeleri gerekirken, aksine yönetenler ile muhalefet tam tersini yapmaktadırlar.
Bu demektir ki; Emperyalist Batı dünyası (ABD dahil) 1974 Kıbrıs harekatından sonra dersine çok iyi çalışmış ve 1922 öncesi yapamadıklarını, 1924 lozanda yarım kalan görevlerini tamamlayarak Serv’i tekrar hortlatmak istemektedirler.

Bu gerçek çok iyi tahlil edilmeli ve dün Yogoslavya, Afganistan, Irak, Libya, Mısır vb. Bugün, Suriye, Doğu Akdeniz, Ermenistan ve Azerbaycan, yarın sıranın kime geleceği belirsiz görünsede, Ülkemizin ilk sırada olduğu açıkça görülmektedir,

Dünyayı yöneten Emperyal ve Baskıcı zihniyetler, yavaş yavaş Ülkelerini, hamasi söylemlerle yöneten ve yönetmeye talip olanların bilgisizliği, beceriksizliği ve riyakârlığı yüzünden, teknolojiyi kullanarak, hızla hedeflerine doğru yürümektedirler.

Tamanen,
Haçlı, Emperyal hıristiyan zihniyet ile bölük pörçük parçalara ayrılmış, fitnenin ve hurafenin cirit attığı İslam dünyası ile mücadelesi olan günümüzde yaşanan çıkar kavgalarının altında dünya insanlığı ezilmektedir,
Asıl nedenlerin, tarihin derinliklerinde saklı olduğu gerçeğini bilip, şu soruyu kendimize samimi olarak sormalıyız.
Acaba, bu durumda suçlu olan, iki yüzlü, sömürgeci, emperyal, baskıcı AB, ABD, Rusya ve Çin mi? Yoksa tembelliğe, bilgisizliğe, riyakarlığa, cehalete ve fitneye pirim veren, Asya, Anadolu, Ortadoğu ve Afrika mı?

Bu gün,
Ülkemizi yönetenlerin ve destekçilerinin, uyguladığı dış politika acaba öncelikle milletimizin menfaatinemidir? Bunu benim bilmem mümkün değildir.
Bilmemiz de çok zordur.

Kafkaslar, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ile ilgili Devletimizi yönetenler, aldıkları kararlar, belirledikleri stratejiler ve çok üst düzeyde gösterdikleri aşırı tepkiler ile ülkemizi bekleyen tehlikeler alt alta konarak artı sonuçlar alınabilcekmidir? Bu sorular benim zihnimi her zaman meşgul etmiş ve etmektedir.

Asıl olan MÜSLÜMAN TÜRK Milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin geleceğidir ama tabiki Müslüman kardeşlerimize yapılan zulümleride görmezlikten gelemeyiz.

Türk halkı tepkisini en şert şekilde göstermelidir, Orada bir çekincem asla olamaz ama devlet aşırı tepki gösterebilecek güçtemidir? Kıbrıs harekatı sonrasında olduğu gibi bu günde halkı kaosa ve karamsarlığa itecek senaryolar mı yazılmaktadır?

Sayın Cumhurbaşkanımız, Hükümet ve Diplomatlarımız bunların hesabını çok iyi yapmalıdır.
Devletin içinde olmayanlar bunları tam anlamıyla bilemez. Yüretmeyi elinde tutan siyasi iktidar bunları halkına anlatmalı ve ortadoğunun en güçlü devleti gibi davranma hevesinden vazgeçmelidir.
Uluslar arası dengeleri cok ince noktalarına kadar gözetmelidir. Arap dünyasının en güçlü ve batının kuklası durumunda olan Sudiler, Birleşik Emirlikler, Kuveyt ve Katar gibi Arap ülkelerine rağmen yapabileceklerimizin sınırlarını çok iyi çizmeliyiz.
Anadolu halkını kaosa sürükleyecek, Müslüman Türk Milletini zaafa düşürecek boş maceraların peşine takılmamalıyız. Devlet duygularla değil reel gerçeklerle yönetildiği gerçeğini unutmamalıyız.

Zihniyet alt yapıını eğitim ve öğretimle tamamlayamayan bir millet, dibi derin bir kuyuya taş atmamalıdır.
Attığı taşın geriye dönüp kendimize (Allah korusun) musallat olabileğinin hesabı yapmalıdır.

Söz konusu müslüman halk olduğu zaman, demokrasi, insan hakları gibi sözde evrensel değerlerin unutulduğu bir dünya gerçeğinden ve Müslümanlara karşı her yer ve zeminde canavarlaşan bir batı ruhu karşısında kılı kırk yarmalıyız. 24 Aralık 2020
HOŞÇA KALINIZ

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ