Reklam
Gazete Torbalı

AĞIRALİOĞLU’NA AÇIK MEKTUP

AĞIRALİOĞLU’NA AÇIK MEKTUP

Bu satırlar ne bir siyasi hesaplaşmanın ne de günübirlik bir polemiğin ürünüdür. Bu mektup, yaşı ve yaşanmışlığı söze kefil olan bir gönlün, memleket için duyduğu endişeyi kalemle ifade etme çabasıdır.

Bu satırlar, kimi yerde dikenleri batıracak, kimi yerde GÜL kokusuyla yüreği serinletecek dost sözleri içerecektir.

Sizi tanıyoruz. Sözünüzün kuvvetini, doğruluk, berraklık içinde kürsüye olan hâkimiyetinizi inkâr etmek haksızlık olur.

Ancak siyaset, sadece güzel konuşanların değil; sözü tartanların, susmayı bilenlerin ve yürüdüğü yolun taşını toprağını önceden yoklayanların işidir. Bir zamanlar Nizam-ı Âlem Ocakları Genel Başkanlığı yapmış bir isim olarak, bu hareketin ruhunu bilmeniz beklenir. Nizam-ı Âlem, yalnızca yüksek sesle adalet demek değildir; adaleti önce kadroda, üslupta ve sabırda inşa etmektir.

Ocak geleneği, aceleciliği değil; istişareyi, hürmeti ve edebi öğretir.

Bugün etrafınıza baktığınızda, o edebin ve o istişarenin eksikliğini hissedip düzeltme yeteneğinizi kullanmanızı beklerim.

Türk siyasetinin keskin köşeleri vardır Sayın Ağıralioğlu.

Bu köşeler, iyi niyetle dönülmeye çalışıldığında insanı incitir.

Siyaset, yalnızca doğruları haykırma alanı değildir; doğruları hayatta tutma sanatıdır. Millet, bağıranları çok gördü. Şimdi sözü ağır, omzu geniş, vicdanı sakin siyasetçilere ihtiyaç var. Halkın ruhuna seslenmek, sadece eleştirmekle olmaz. Milletin kalbi yorgundur; umuda, merhamete ve adalete dair cümleler bekler. Eleştiri aklı diri tutar ama umut yoksa kalp kapılarını kapatır. Bugün konuşmalarınızda akıl var; fakat halkın yüreğine değen sıcaklık yeterince hissedilmiyor.

Bir başka mesele de fazla konuşmaktır. Söz çoğaldıkça, kıymeti azalır. Her meselede konuşmak, her konuşmanın karşılık bulacağı anlamına gelmez. Bazen susmak, en yüksek perdeden yapılan konuşmadan daha etkilidir. Söz, yerini bulduğunda gül açar; yerini şaşırdığında diken olur.

Teşkilatlanma meselesine gelince…

Siyasette geçmişte defalarca denenmiş, her kapıyı çalmış ama karşılık bulamamış isimlerle kurulan yapılar, yeni bir umut taşıyamaz. Yeni bir yol, eski yorgunluklarla yürünmez. Teşkilat, siyasi kaşınmışlıkların değil; inancını, heyecanını ve temizliğini koruyan insanların omurgası olmalıdır. Daha da önemlisi; bu davanın eski Ülkücü ağabeyleri…

Bedel ödemiş, taş taşımış, yük çekmiş insanlar.

Türk milliyetçiliği, dününü inkâr ederek yarın kurmaz. Hafıza yok sayılırsa yön duygusu kaybolur. O insanlar hatırlanmazsa, bu yolun bereketi azalır. İyi Parti’de geçirdiğiniz milletvekilliği dönemini de doğru okumak gerekir. Yeni bir parti kurmak, geçmişi yok saymak değildir. Geçmişten ders almak, insanı olgunlaştırır. O dönem yaşananlar, bugün atılan adımların pusulası olmalıdır; yükü değil.

Bir isim var ki, bu mektupta anılmadan geçilmemelidir: Muhsin Yazıcıoğlu.

Onun siyaset anlayışı, bağırmak üzerine değil; gönül kazanmak üzerineydi. Vatandaşlık duygusunu incitmeyen, devleti severken milleti incitmeyen bir çizgiydi onunki. Bugün adımlarınızı atarken, onun hatırasını sadece sözde değil; üslupta, sabırda ve kadro tercihinde de yaşatmak gerekir.

Bu mektup bir itham değil; bir hatırlatmadır. Sizi yıkmak için değil, yolunuzu sağlamlaştırmak için yazılmıştır. Dikenler batsın ki can yansın; gül koksun ki yol uzasa da yürünebilsin. Bu millet samimiyeti sever. Ama savrulmayı affetmez. Yol uzun, imtihan ağırdır.

Sözünüzü azaltıp derinleştirir, kadronuzu daraltıp nitelikli hâle getirir, eleştiriyi umutla dengelerseniz; gül de açar, diken de yerini bulur. Bu satırları, kalemden değil, bir ağabeyin vicdanından dökülen tavsiye mektubu olarak kabul edin. 19 Aralık 2025. ESEN KALINIZ

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ